22 Ekim 2018 Pazartesi

MEHMET FIRAT PÜRSELİM İLE SÖYLEŞİ - 2. BÖLÜM


Mehmet Fırat Pürselim: Çok okuyarak, çok yazarak ama en fazla da yazdıklarımdan vazgeçerek yazmayı öğrendim.

Söyleşi:Münire Çalışkan Tuğ

    Emanetimdeki Hayatlar ya da Acı Defteri, öykülerin ilginç bir kurgu ile birleştirildiği bir roman.  Romanın,“Acı Defteri”  alt başlığına fazlasıyla uygun bir içeriği var. Ülke olarak yaşadığımız pek çok trajediyi bilince çıkarıyor kitap. Bu romanınızdan biraz söz eder misiniz desem?

   Emanetimdeki Hayatlar’ı nasıl yazacağımı bulana kadar çok kafamda gezdirdim. Aslında bir askerlik hikâyesi anlatmak istiyordum, ülkenin her köşesinden gelmiş askerlerin hikâyelerini anlatma arzusundaydım. Anlatım formunu bulana kadar epeyce cebelleştim. Ki bulduktan sonra da iki sene de kaba inşaat sürdü, bir sene de ince işleriyle uğraştım. Öykülerden oluşan bir roman ama bağlantılar için de çok uğraştım, o bağlantıların içine nice öykü gömdüm, okur bulsun istedim. Balkonun kenarına duran kahraman kendisine emanet edilmiş hayatları yazarak okura emaneti teslim edip, -tasavvufta ‘emanet’ olarak nitelendirilen- canını teslim etmek niyetiyle o balkonun kenarına neden geldiğini anlatmaya başlar. Ülkenin farklı kesimlerinden gelen kahramanlar söz alarak hikâyelerini anlatır, kişisel acılardan ülkenin toplumsal acıları ya da acı defteri çıkartılır. Aşk acısı, ensest, pedofil, katliamlar, etnik/mezhepsel çatışmalar… anlatılarak ana kahramana emanet edilir. Bir süre sonra bu emanetler kahramanı zorlamaya başlar ve taşıyamayacak hale gelir. Yazarken çok zorlandım. Boğulduğum ve bunaldığım anlar çok oldu. İkinci bir Acı Defteri yazamayacağımı biliyorum. Ama hep iyi ki yazmışım diyorum. Bu roman bir yanıyla sevgili Dicle Koğacıoğlu’na yazılmış bir mektuptu ve o da okudu bunu biliyorum.   

Öykülerinizde, kadın sorunlarına duyarlılığınızı görmek bir kadın olarak beni çok mutlu ediyor. Hayat Apartımanı’nda  Ninni, Akılsız Sokrates’te Beyaz Gelinlik özellikle bu konuyla öne çıkan öyküleriniz. Ülkemizde her gün kadınlar öldürülüyor, olmadı taciz ve tecavüze uğruyor. Kadının nasıl yaşayacağı kendi istemi dışında belirlenmeye çalışılıyor. Taciz ve tecavüzcüler, ölümler
      Bir hukukçu ve yazar olarak, gerçek adaletin sağlanması, kadınların düşünsel ve bedensel özgürlüklerine kavuşması, toplumda daha görünür olması için; kadınlara, hukukçulara, aydın ve yazarlara; tacizci, tecavüzcü ve katillere bir çağrı yapsanız onlara neler söylerdiniz?



   Tüm kitaplarımda kadına yönelik şiddete karşı duran öyküler yer aldı, kadına karşı şiddet son bulana kadar da bu devam edecek. Akılsız Sokrates’le ilgili her konuşmamda, kadına yönelik şiddetin kişisel değil toplumsal sorun olduğunu ve son bulması gerektiğini dile getiriyorum. Bu amaçla yazılmış, çok yazarlı Ben Miyim Kurban? isimli bir kitapta da yer aldım. Emanetimdeki Hayatlar çıktıktan sonra sevgili İsmail Kün Ağbiyle birlikte -ki Tarsus’taki Antik Sahaf gerçek bir edebiyat adası ve İsmail Ağbi de gerçek bir edebiyat şövalyesidir- ‘Edebiyat Toplumsal Acıların Gözyaşı mıdır?’ adı altında bir etkinlik düzenlemiştik. Edebiyat ne işe yarar diye çok düşünmüştüm. Biz bunları yazıyoruz ama katiller, tacizciler, can yakıcılar bunları okuyup etkilenir mi? Tabii en başta okurlar mı? Nafile bir caba içinde olduğumuzu düşünerek üzülmüştüm. Sonra aklıma Alcatraz Kuşçusu gelince umudu yeşerterek yazıya inancımı pekiştirmiştim. Bir cani olarak girdiği hapishanedeki hücresinin penceresinden içeri giren kuşlar sayesinde kuş bilimcisi haline gelenler olduktan sonra umut hâlâ vardır. Kitapların kötülüğü dönüştürme gücünden daha büyüğünün kötülüğü kaynağından yok etme olduğunu düşünüyorum. Yani belki katiller, tecavüzler bu kitaplar sayesinde değişmeyecek ama kitap okuyarak yetişenler vicdanlı bireyler olarak kötülüğü reddedecekler. İnsanlara bir şey söylemek haddime değil ancak Mevlana’nın sözüyle, Tuncel Kurtiz sesiyle seslenebilirim, “Ey, cennetin cehennemin elinde olduğu kişi, / Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.” 

  Bin Bir ( Hayat Apartımanı) başlıklı öyküde, Galata kulesinden atlayıp, ölen karısı ile buluşmak için intihar etmeyi düşünen öykü kişisi bana Ümit Yaşar Oğuzcan’ı; onsuz yaşayamaması ve ölümü seçmesi de Attila İlhan’ın Ben Sana Mecburum şiirindeki hastalık derecesindeki tutkuyu ( belki de bağımlılığı demeliyim) çağrıştırdı. Öykünün devamında ise Nazım’ın Karıma Mektup dizeleri canlandı belleğimde.
    Ne dersiniz bu öykü ilhamını Ümit Yaşar Oğuzcan, Attila İlhan ve Nazım’dan almış olabilir mi? Yoksa bu bağlantıları ben mi kurdum?

  Ümit Yaşar, Attila İlhan, Nazım Hikmet çok sevdiğim ve çok okuduğum şairler, üzerimde etkileri çok olmuştur mutlaka yazdıklarıma sinmişlerdir. Ama Bin Bir için, Barselonalı şair Jordi Virallonga Bir Aşk Tefecisinin Notları isimli şiir kitabının yerelleştirilmesi ve öyküleştirilmesi denemesi diyebilirim.

Üç Kişilik Yalnızlık (Hayat Apartımanı) başlıklı öyküde; dede, torunun karnesini sorup cevap alamayınca başarısız olduğunu düşünerek “ Babası gibi şair mi olacak yoksa?” diyor. Şairlik neredeyse, işe yaramazlık demek.
    Toplumun bir kesiminin sanatçıya bakışı neden bu kadar eleştirel, sanat gerçekten karın doyurmuyor mu?

 Bilinen hikâyedir; Sait Faik yurt dışına çıkmak için pasaport başvurusu yapar, mesleği sorulunca muharrir/yazar der ama memur bu cevaptan tatmin olmaz, meslek hanesine ‘İŞSİZ’ kaydını düşer. Artık televizyonla bağlantılı olmak kaydıyla para kazanmak mümkün olsa da, Sait Faik’ten bu yana çok fazla ilerlediğimiz de söylenemez. Günümüzde de yazıyla uğraşan pek çok kişinin para kazandığı başka işleri var. Kaleminden para kazananların da, sadece telif eserleriyle geçinmeleri mümkün olmadığından; çeviri, atölyeler, çeşitli mecralarda yazılan yazılar, etkinlikler gibi pek çok kalemi ceplerinde taşımak zorunda kalmaktalar. 

 Bir de çocuklar için korku öyküleriniz var. KUMSALDA. Bu kitabın oluşum sürecinden de söz edebilir misiniz okurlarımız için?
 
Kumsalda gençler için yazılmış korku hikâyeleri hatta romanı. Ama büyüklerin okumasında da bir sakınca yok. Çocuklar için yazdığım doğa öyküleri var; Flamingo Çocuk’un ardından Yavru Fok NeSu da yakında çıkacak. Kızım Nehir ve yeğenim Ilgaz, bir dönem ısrarla korku hikâyeleri yazmamı istiyordu. -Bilirsiniz çocuklukta korku hikâyelerini hem dinlemek isteriz hem de geceleri uyuyamayız.- Ben de yazmayı denemek istedim. Kumsalda böyle çıktı. Fakat ilk başta onlar için ağır geleceğinden okumalarını istemedim. Çocuklar tabii ki, dinlemeyip gizlice başlasalar da yarıda bıraktılar. 14 yaş üzeri, lise için daha uygun bir kitap. İkisi de ancak bu yaşlarda okudu. Bana dinledikleri, okudukları korku hikâyelerini anlatmaktan hâlâ hoşlanıyorlar ve hâlâ geceleri birazcık da olsun korkuyorlar.  

 Bu aralar Vapur’da avukatlık öykülerinizle yer aldığınızı görüyorum. Bu öyküler yeni bir kitabın ayak sesleri mi? Mehmet Fırat Pürselim’in çalışma masasında neler var?
Bu öyküleri yazmamı senelerdir çok söyleyen oldu. Ben de birkaç deneme yapıp bir kenara attım ve devamını getirmedim. Aslında kafamda onlarca öykü var, yazılmayı bekleyen. Yazmak ve kitap bütünlüğünde toplamak istiyorum fakat ne zaman olur bilmiyorum. Kısa vadede olmayacağını söyleyebilirim. Yazıp bir kenara atayım da, kitabı sonra düşünürüm. Bir yandan da yarım kalmış ve tamamlamak istediğim o kadar çok projem var ki… Tezgâhta bekleyen az önce bahsettiğim çocuk kitabımız var. Masamda tamamlanmak üzere olan daha önce yazdıklarımdan farklı bir yönde duracak olan bir öykü kitabı var. Öyküden sonra isteğim baba oğul çatışmasını anlatan aslında bitmiş olan romanın içime sinmeyen yönlerine yoğunlaşmak. Fakat bir bakarsınız avukat öykülerini tamamlamaya girişmişim ya da çocuklar için kafamda kurguladığım yeni hikâyeyi anlatmışım ya da yepyeni bir işe girişmişim… Hayat ve yazı bizi nereye götürürse artık…

Sorularımıza verdiğiniz içten yanıtlar için size teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Aydili Derneği’nde gerçekleştirdiğimiz saatler süren söyleşimiz gibi uzun ama keyifli bir sohbet oldu. Umarım okurlarınız da keyif almıştır.

  

                                                   Eylül- Ekim- Kasım 2018 (23.Sayı)
                                                              

                                                                                              










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder